1990'da Japonya Çin'in 6 katı üretiyordu. Bugün Çin Japonya'nın 6 katı üretiyor.
35 yılda ne oldu da tablo bu hale geldi?
Cevap Çin'de değil.
ABD'nin Japonya'ya karşı aldığı bir kararda.
Önce 1980'lere bakalım.
O yıllarda Japonya durdurulamaz görünüyordu.
Sony ve Toyota gibi markalar ABD pazarında Amerikan rakiplerini geriye itiyordu, çünkü Japon malı hem daha ucuzdu hem daha kaliteliydi.
1989'da bir Japon şirketi New York'un simgesi Rockefeller Center'ın çoğunluk hissesini satın aldı. Aynı yıl Sony, Hollywood stüdyosu Columbia Pictures'ı devraldı.
ABD'de konuşulan soru şuydu.
Japonya ABD'yi satın mı alıyor?
ABD Kongresi'nde Japon mallarına yüksek vergi konulması tartışılıyordu.
ABD daha sessiz bir yol seçti.
22 Eylül 1985'te ABD ve Japonya'nın da aralarında olduğu 5 ülke New York'ta bir otelde anlaştı.
Anlaşma basitti.
Hepsi birlikte dolar satacak, yen ve Alman markı alacaktı.
Amaç doları zayıflatıp Japon malını pahalandırmaktı.
Sonuç beklenenden hızlı geldi.
Yen 2 yılda dolar karşısında 240'tan 120'ye geldi.
Japon malları gerçekten pahalandı ve ihracat düştü.
Buraya kadar plan işledi.
Şimdi kimsenin hesaba katmadığı kısma gelelim.
Bir ülkenin parası değerlenince orada üretim yapmak pahalılaşır.
Şirketin önünde 2 yol kalır. Ya fiyatı artırıp müşteri kaybeder, ya da fabrikayı maliyeti düşük bir ülkeye taşır.
Japon şirketleri ikincisini seçti.
Fabrikalar önce Güneydoğu Asya'ya gitti. Sonra daha ucuz bir adres çıktı.
Çin.
Çin o yıllarda kapılarını yeni açıyordu. İşçilik çok ucuzdu, arazi genişti, kural azdı.
Japon üretimi oraya taşındı.
Sonra ABD şirketleri de aynı hesabı yaptı. Ardından Avrupalı şirketler geldi.
Kimse bunu Çin'e yardım olsun diye yapmadı. Herkes kendi maliyetini düşürüyordu.
2001'de kapı tamamen açıldı. ABD, Çin'in Dünya Ticaret Örgütü'ne girmesini destekledi.
Gerekçe o gün mantıklı görünüyordu.
Çin zenginleşirse Batı'ya benzeyecekti.
Çin zenginleşti. Benzemedi.
Peki Çin'e taşınan şey neydi?
Herkes fabrika taşındığını sanıyor. Oysa giden şey fabrikadan fazlasıydı.
Bir malı üretmeyi bilen işçi, o işçiyi yetiştiren usta, yan sanayi ve tedarik ağı, hepsi zamanla orada oluştu.
Bir ustayı işten çıkarırsanız o usta işsiz kalmaz. Rakibinize gider.
35 yıl boyunca olan tam olarak buydu.
Çin başta sadece montaj yapıyordu, parçalar dışarıdan geliyordu.
Sonra parçaları da kendisi yapmaya başladı. Ardından o parçaları üreten makineleri kurdu.
2015'te hedef değişti.
Xi Jinping o yıl robotik ve yarı iletken dahil 10 stratejik sektörde dünya lideri olma planını açıkladı.
Artık amaç ucuza üretmek değildi. En iyisini üretmekti.
Çin 2010'da ABD'yi geçip birinci sıraya oturdu. Bugün ABD'nin 1,5 katından fazla üretiyor.
Peki Japonya ne oldu?
Yen değerlendikten sonra ekonomi daraldı. Faiz düşürüldü, balon şişti, 1990'da patladı.
Japonya o günden sonra eski hızına dönemedi.
Ortaya çıkan sonuç şu.
ABD bir rakibini durdurdu. O rakip gerçekten durdu.
Ama o üretim ABD'ye geri dönmedi. Daha ucuz bir adrese gitti.
O adres bugün ABD'nin karşısında Japonya'dan çok daha büyük bir güç olarak duruyor.
Buradan çıkan kural basit.
Bir ülkede üretim pahalılaştığında yok olmaz. Adres değiştirir.
Adresi seçen de o ülke değil, maliyettir.
Sun Tzu 2500 yıl önce şunu yazdı.
Kendini bilip rakibini bilmeyen taraf, kazandığı her zaferin yanında bir yenilgi de alır.
1985'te ABD Japonya'yı çok iyi biliyordu.
Sırada kimin olduğunu bilmiyordu.
Bu benim şahsi analizim.
Gelişmeleri incelemeye devam ediyorum, sizi bilgilendireceğim.
点击图片查看原图
点击图片查看原图